‘Kategorilenmemiş’ Kategorisi için Arşiv

Bloglardan Gelir Elde Etmek

Cuma, 15 Ağustos 2008

Bloglarda Adsense Kullanma

İlk yazıdan sonra blogları nasıl popüler yapacağınızı biliyorsunuz, şimdi sıra bunu kullanmakta. En iyi para kazanma yollarından biri şüphesiz Adsense, bu sistem eğer blogunuzun iyi bir hiti varsa oldukça yüksek rakamlar kazanma şansı sunar.

Başvurunuzu yapıp, hesabınız onaylandıktan sonra blogunuza ekleyeceğiniz bir kaç satır kod sonrasında Adsense sitenizle ilgili reklamları gösterime koyar. Kod yerleşimi basit HTML bilgisiyle yapılabilir. Korkmaya, tedirgin olmaya gerek yok, oldukça basit bir işlem. Adsense’in iyi yanlarından biri sadece site içeriğinizle ilgili reklamları gösterime sokmasıdır. Bu da okuyucularınızın reklamlarınıza tıklama olasılığını arttırır.

Google Adsense kullanabilmeniz için HTML editlmeye izin veren bir blog sistemine ihtiyacınız var. Eğer sizin serverınızda barınıyorsa bu işlemi kolayca yapabilirsiniz fakat bir servis üzerinden hizmet alıyorsanız öncelikle HTML değişikliğe izin verip vermediğini kontrol etmeniz gerekir.

Adsense kullanmaya başlamak için öncelikle www.adsense.com adresinden başvuru yapın. Sistemi kullanmak ücretsizdir ve Google hesabınız varsa onu Adsense hesabı olarak kullanabilirsiniz.

Başvurunuz kabul edildikten sonra blogunuzda gösterilecek reklamları seçebilirsiniz. İster text, ister grafik ağırlıklı reklamları bloguzun istediğiniz bir yerine entegre edebilirsiniz.

Adsense, tık başı ödeyen bir sistemdir. Yani reklamlara tıklandığı sürece para kazanmaya devam edebilirsiniz. Google her tık için kaç para aldığınızı göstermez fakat günlük, haftalık ve aylık raporlarla ortalama ne kadar kazandığınızı görebilirsiniz.

Eğer büyük bir okuyucu kitlesine sahip değilseniz. Bir çok gelir elde etme yöntemi işe yaramaz, buna Adsense de dahil. Reklamlarınıza tıklayan daha çok okuyucu daha çok para demektir. Kazancınız sahip olduğunuz ziyaretçi sayısına bağlı olarak değişecektir. Eğer popüler bir blog sahibiyseniz Adsense ile güzel kazançlar elde edebilirsiniz.

altındır.

sitenizin pagerankını arttırmak

Cuma, 15 Ağustos 2008

Kolay gelsin arkadaşlar boş biraz zamanım oldu fakat seri şekilde yazdığım için anlatım bozuklukları olabilir.

Pagerank malum bildiğimiz gibi tatlı belamız.Kimisine kazandırıyor kimisini rahatsız ediyor.Pagerank googlenin değer tablosundan öte bir para gibi kullanılmaya başladı.Bizim için dolar gibi bir döviz diyebilirmiyiz simgece evet malesef.
Pr5 site satılıktır.
pr4 video sitesinden link koşun
pr7 link satılır ucuz gel arkadaş gel

Falan gibi mevzular bir webmasterın hayatının büyük bir parçasıdır.
Şimdi benim anltacağımsa size sizin sitenizi pagerankını yükseltmek değil.Pageranklı bir site yapmak için uğraşmak burdan kaptıklarınızı işlettiğiniz sitelere de uygulayabilirsiniz.

-İşimiz garanti olsun sitemiz ingilizce olsun.
-Script html css templateden yararlanın w3.orgdan kesinlikle valid olsun
- Titlesi ve konusu pek rekabet edilmeyen fakat önemli bir mevzu olsun.Abartılmayan ama bir cümle şeklinde olunması caizdir.

örnek:Site a luxery life with soup opera

gibi saçma gibi duran eğlenceli bir site yapalım.

içeriği kendiniz yazın doğaçlamalı kelimeler kurun

40 tane alt sayfası olsun.Maximum.

meta kodlarından cacheyi 6 day revisite 6 day yapın

Google Webmastera kaydedin sitenizi ve talep edilenleri yapın.

3 günde bir anasayfaya yeni şeyler ekleyin garanti olsun 10 dknızı almaz.

Eski anasayfayı da titlesine uygun birşey yapın ve alt sayfa olarak link verin

boyut ölçümlerde hnumber kodlarını kullanın.En önemli keywordu h1 ile başlık olarak yazın.

Şimdi gelelim Backlinke…

Nasıl backlink alalım.

PR N/a pr0 pr1 pr2 pr3 almayın.

15 k karışık backlinkiniz olacağına

40 pr4 10 pr5 5 pr6 1 pr7 alsanız yeter.
Footerdan link almayın.Sadece anasayfa yada kalite ve prli ve konuyla alakalı sayfalardan alın.

Ve elinizden geldiğince güncel sitelerden pr4 link alın.

Konunuzla alakalı sitelerden link alın yabancı forumlarda yazılar yazın link verin.Pr0 bile olsa bu taktik çok önemlidir.

Gelelim host edildiği yere…

Amerikadaki sunucularda barının siteniz ingilizce olduğu için.

Güncel ve valid xhtml siteyi sever google.Hele tatlı backlinkleri varsa sizi güncellemede yalnız bırakmayacaktır.Yüzünüzü güldürecektir.

Böylelikle hem temiz adsense geliri sağlayabilirsiniz.En önemlisi güzel bir prli domaine sahip olabilirsiniz.

Her ne kadar sürçi lisan ettiysek affola.
Bu döküman Silver Üyeler için MRY Tarafından yazılmıştır.

Saygılar.Yeni değişik makaleler gelecektir.

Alıntıdır

mektup geliyor bir yerden

Cuma, 08 Ağustos 2008

Yüzümü boyadım bugün,güzel olduğumu bilmeye ihtiyacım var gibi aynaları sakladım gözüme.bir kraliçeye sordum benden güzeli var mı diye?..bir hiçin şekli olmaz dedi,kırdım camları

Keskin yerler kesiklerime gelince,

Çizildi kaderim..

-Ben delgedina değiLim!

Faili belli bir cinayete kurban gittim ve kimse farkında değil..İnsanlar hala kalabalık ve kargaşık,Filistin’de hala çocuklar ölmekte,Tanrı hala el atmadı dünyanın ters dönüşüne..

Bişey değişmedi..

Bişey değişmedi..

Ben öldüm lakin seni tanıdım..

giderken kabuklarını düşürmüşsün,yaraların açıkta kalmış..

dikkat et,

üşüme!…

başka adamların yataklarında uyanıyorum sabaha ve çukur izim kalmasın diye yastık üstlerinde saçlarımı hep ensemde topluyorum..

oysa sen dağınık kadınlar seversin…’’savaşır gibi sevişen,sevişen gibi savaşan’’..

Hiç bir karşılık beklemediğimden beri annen gibi hissediyorum kendimi

Bu yüzden aslında ben hep

Seni sever gibi sevişiyorum..

Sesin..

Kentlerimin yitik yolcuları../bir tatlı huzurun en arabesk şekli.

Ergenlerin hela aralarında tükettiği sigaraları ve erkekliğe geçişlerindeki pornografik rüyaları..

Sesin,

Özlemi dinlemek gibi..

Eskimiş kitapların,tozlu kokularını çekerken içimde,taş sokaklarda beraber yürüdüğümüzü hayal etmek gibi.

Saçlarımın kızılına çalan gülüşünle

Kucaklamak

Başlayan günü..

Her gün

Ve sil baştan!

Ne zamandır bir dosta kulak vermedim,bir ağrıyı dindirmedim,bir söze bir ağız olamadım,

‘’new peace’’diyenlere siktir çekemedim,kucak dolusu bağırmadım kimseye ve Kant ile sevişmedim bir kitabın içinde..

Öyle ahlaksız,öyle dinsiz,öyle töresiz

Ve kimsesiz kaldım..

Tutamadığım sözlerin hepsini geri ödeyeceğime yeminler ederken,

Zihnimde,

Ellerimle boynuna sarıldığım bir adam beliriverdi..

Üstüne hayallerimi,ayrılıklarımı,kırgınlıklarımı yazdığım ağaçlar yanarken bir bir,

Dileklerimden oluşan küllere sarıyorum tütünümü..

Aklımdaydın,

Galata’ya inen sokağın başında,ayaklarımı alıp altıma çamaşır yıkayan teyzelerle çekirdek çitlerken ve yaz sinemalarını evin damından izlerken..

Fransız sokağında çirkin sesimle eşlik ederken gitara,

Bölünmemesi gereken bir toplantının en ciddi anında gülme krizine girerken de

Ve tüm insanların üstlerine giydikleri kişilikleri çıkarıp

Sadece bir tek gün çıplak olmalarını istediğimde..

Aklımdaydın..

Ladesi ben kazandım!…

Izliyorum..bir yüz gibi,güz gibi..karaya çalan ak gibi..kadınsı kıvrımlarını,erkeksi bakışlarını,

Çocuksu oyun bahçelerini,meraklı hallerini,saygılı susuşlarını,bazen duruşlarını,dokunuşlarını,bıkkınlıklarını,yılgınlıklarını,

Zaferlerini,meydanlarını,savaşlarda toplanan ganimetleri bırakıp

Yeni bir galibiyet için dağlara çıkışlarını..

Vatanın olmayışını ve her yeri vatanın gibi sevişini,herkesi kardeşi gibi..

Dost sohbetlerini,sohbetlerin içindeki tebessümlerini..

Saçmalıklarını,saçılmışlıklarını,sattıklarını..

Bıraktıklarını..

Ardına bakmadan yürüdüğün yolları..

Varmanın amaç olmadığı yollardan geçtim ben adam..insanlar bildim,tanıdım,seviştim..Bir korkunun bir kokuya katacaklarını yaşadım..üstüme sırat köprüsünü serip tek tek geçtiler ve kaburga kemiklerimden yeni ademler doğurdular..

Şeytana da uydum,uysallaştığı zamanlar da.sarhoş da oldum,kavga da ettim,yumruğu da yedim

Dost kazığını da..

Boka burnumu sokmadan onun ne olduğunu asla anlayamadım

Hep pis koktum bu yüzden hep kirliydim!

Hakkımı almanın savaşını güderken,elimde kalan haksızlıklarla

Yetim çocuklar doyurdum..

Hepsiyle annemi öldürdüm,babamı gömdüm..

Sevdiklerimi uğurladım hiç görmediğim ülkelere,bir sırrı sıradanlaştırıp söyledim

Kendini özel sananlara..

İstanbul’u baştan sona gezmedim hiç ve sorumluluklarımı atabilecek kadar rahat elbiseler giymedim..

Denizi çok sevdim..yüzerken de,büyürken de,izlerken de..

Gemileri sevdim,dalgaları ve savaşan martıları

Ama en çok göç etmelerini sevdim kuşların..yeni yerler görmenin hazzıyla dönmeyeceklerini bilsem de.

Kitaplar okudum..cümlelerin altlarını çizdim,satırları parmaklarımla kanattım..

Tuvallere çizdim ve sonra hepsini aynı boyalarla yok ettim..

Doğurmamaya yemin edecek kadar çok sevdim çocukları..

Bu dünyanın içine ettim!

Kahrettim sevdiğim adamlara,beddualarıyla yaşamayı öğrendim.

Sokaklar da da yattım..sırtımda çantam..harap bir kilise gibi kaldım

İsa’nın incileri arasında.

Masallar okudum,kendime o masallarda yer buldum..figüranlık değil

Bildiğin prenseslik ki,

Hiç bir masalcı beni bu çirkin,umarsız,kaygısız halime Kabul etmezdi.

Direndim..

şehrini çok sevdim..sokaklarını,okullarını,köşedeki manavcıyı,rakının yanına koyduğun peyniri..

çilingir sofralarının dayanılmaz cazibesini..

sızmakla uyumanın arasındaki farkı,gözümü boynunda açtığımda anladım..

çocuk oldum ben de.saçlarını çektim arkadaşlarımın,hayali kahramanlar yarattım şizofren kişiliğimde,

öpüp kaçtım ilk aşkımı,ilk pekiyimi sakladım,imzalı gömleklerimi atmadım..

aşklarıma şehirlerin isimlerini verdim

ve her bitişLe bir deprem yarattım..

tanıyorsun beni..çok eskilerden..hani beraber savaşmıştık Bolivya dağlarında hani ben kurşuna dizilirken sen gözlerini kapatmıştın,

hatırlar mısın Ece Ayhan’ın bir şiirinde denk gelmiştik ve sen ana avrat sövmüştün

ikinci cumhuriyetcilere..

hiç büyüyemeyecek koca bir kız olma yolunda ilerlerken,

pazartesiye doğru..

tüm günler bana artık kırmızıyken..biliyorum..

sen bana tanrının hediyesisin..

21 yaşım için…

*bazen bir mektup yazsam diyorum sana..

Insan kalbine mektup yazamıyor…*

-imla hatalarıyla dolu bir yazı
artık hiç bir şeyi gözden geçirmiyorum…

özgen

madımak hala yanıyor

Pazar, 27 Temmuz 2008

Yaşamak görevdir yangın yerinde
yaşamak insan kalarak..
Ataol Behramoğlu

33 kişi var yangın yerinde insan kalarak yaşayan,yangın yerinde insan kalarak ölen.
33 kişi,15 yıldır her gün yasını tuttuğumuz!

Biliyoruz ki, 2 temmuz 1993 tarihinde,Sivas’a Pir Sultan Abdal şenliklerini kutlamaya giden 33 aydınımız dinsiz(!)oldukları gerekçeleriyle şeriatçı bir grup tarafından yakılarak öldürüldüler.Dine sahip çıktıklarını iddia eden bu grup,kendinden olmayanları öldürürken,
O 33 aydın onlar,onların çocukları ve daha iyi bir Türkiye için savaş vermekteydi.Kimi düşünüyor,kimi yazıyor,kimi çiziyor ve kimi söylüyordu,tek amaç için;daha aydınlık bir Türkiye!

Ama olmadı.Tüm işlerini geceye erteleyen,günahlarını karanlıklara saklayanlar bu ışıktan korktular.Bir zamanlar ırk,dil,din ayrımının yapılmadığı,halkların kardeşliğinin kutsal sayıldığı bu topraklarda yeşerecek yeni fidanları sökmek istediler.Çünkü gerçek yüzleri ortaya çıktığında kendileri bile aynadaki suretlerine bakamayacaklardı.İnsanoğlunun yapabildiği en büyük eylemi suç saydılar;düşünmeyi. Birileri düşündükçe onlar düşecekti,yere çakılmaktan korktular.
Engeller koydular,yargıladılar,müebbet hapis cezası verdiler.Baktılar düşünmenin sonu gelmiyor,öldürmeye başladılar.Kendi çıkarları için yaşayan,iradesini temsil ettiği halkı umursamayanlar için en kolay çözüm yoluydu.Sırayla vurdular;Abdi İpekçi,Uğur Mumcu,
Metin Altıok,Bahriye Üçok,Nesim Çimen,Ahmet Taner Kışlalı ve en son Hrant Dink.
Neydi bu insanların ortak yönleri?Hepsi dinsiz miydi,alevi miydi yoksa hepsi mi ermeniydi?
Hayır.
Onlar bu ülkenin uyumadan düşünen beyinleri,bağıra bağıra konuşan sesleri,her şeyi gören gözleriydi.Kadın,erkek,işçi,insan haklarını sırtlarında taşıdılar,laiklik süngüsünü onlar koşturdular,bağımsız ve kendi kendine yetebilen bir ülke olabilmek için ellerinden geleni yaptılar.Tüm bunlara karşı çıkanlara,ülkeyi parça parça satanlara,siyasal islamı yükselterek kendilerine ceylan derisi koltuk kapmaya çalışanlara karşı boyunlarını hiç eğmediler,hiç susmadılar,hiç vazgeçmediler.
Onlar haklı düşüncelerin eylemleştikleri bedenlerdi,
Bu yüzden öldüler-öldürüldüler-yakıldılar-asıldılar!..

Madımak;Bir yangın,33 aydın.Onları öldürenler afla dışarı çıkıp salına salına gezerken,onların ölüm emrini veren zihniyet bugün hala başımızda,başımızın üstüne çıkmakla meşgul. Madımak;Bir yangın,33 aydın.15 yıl her gün onları öğrendik,anladık,andık.
15 yıldır öğrenemediler,
Yakmakla bitmez düşünceler,öldürmekle yok olmaz bedenler!

Çok kısa zaman önce bunun en iyi örneğini Karabük kültür ve sanat festivaline katılan ve hükümet politikalarını eleştirdiği için belediye başkanı tarafından susturulan Latife Tekin ile yaşadık.
Festivale davet edilen bir yazarın boğazını sıkar gibi sesini kısmanın Madımak vahşetinden farkı nedir?
Bu ülkede yaşayan aydınlar yanlış gidişata dur dedikleri,uygulanan politikaları eleştirdikleri için susturulmalılar mı?
Ceylan derisi koltuklarından kalkamayanlar,işçinin cebinden çıkan paranın girenden çok daha fazla olduğunu,açlık sınırında yaşayan binlerce insan olduğunu,asgari ücretin yaptıkları zamlardan daha az olduğunu,bu ülkede kendilerinden başka yaşayan ‘insan’lar olduğunu,hepsinin insanca yaşamaya hakkı olduğunu biliyorlar mı acaba?

Onlar bunu bilseydi Latife Tekin’in susturulmasına gerek kalmazdı çünkü Latife Tekin konuşmazdı.

Tam 15 sene geçti Madımak Katliamı’nın üstünden lakin hiçbir şey değişmedi.33 aydının katillerinin salına salına gezdiği sokaklarda düşünen yazarların sesleri kesilmeye başlandı.
Bize aydınlık vereceğini vaat ederek başa gelen hükümet tüm ışıklarımızı söndürmek üzere.
Susacak mıyız,
Susup sıranın bize gelmesini mi bekleyeceğiz?

Hayır!
Bir utanç damgası gibi taşıdığımız Madımak Katliamının intikamını bu ülkeyi katillerden kurtararak alacağız.
Bileceğiz,
Bileceğiz ki,
Bu ülkeye aydınlık ampulleri yakanlarla gelmeyecek.
Tüm ampuller sönse ne olur?
Madımak’ın ışığı bize yeter,
Nasılsa
Madımak hala yanıyor!…

Özgen Aydos